Jean-Christophe GRANGE – Koloni

Bitirmedim henüz. Az kaldı gerçi, bitirmeden yazmamın sebebi, sonunu benim de bilmediğim içni spoiler verme riskimi azaltmak istemem. Neyse.

Koloni, Grange’in son kitabı. Okuyanlar okumuştur. Kitapları uzaktan takip ettiğimden olsagerek, elime yeni geçti arkadaş vasıtasıyla. Taş Meclisi ve Şeytan Yemini dışındaki kitaplarını    okumuştum, bunu da okuyayım dedim.

Şu ana kadar okuduğum 300 sayfalık bölümde, eski kitaplarındaki performansını koruyor yazar. İnsanı içine çeken konusu ve her şeyden önce muhteşem anlatımı sayesinde elinizden  bırakmanız zor oluyor. Benki kitabı zor okuyan şahıs, 2 günde 300 sayfa okudum, yaa.

Alın okuyun işte.

Twitter’da Twit’lemek!

Facebook denilen oluşumun Videobook’a dönmesinin ardından, Twitter denilen bir olay çıktı ortaya. Çok kısa zamanda ki tahminlerime göre Facebook’dan bile kısa sürede duyuldu, kullanılmaya başlandı.

Az çok biliyorsunuzdur sizlerde. Anlık Twit atarak kendisini takip edenlerin görmesini sağlamanıza yardımcı olan bir kodlar topluluğu. İyi de, ne işe yarıyor ki?

Aslında bana göre sadece 2 işlevi var. Birincisi, arkadaşlarınızın twit’leri üzerinden geyik üretebiliyor, Twitter’da oluşan geyik konularını Messenger’a taşıyıp yarılarak gülebiliyorsunuz.

İkinci özelliği ise, bazı yapımcıların, markaların veya şirketlerin haberlerini vermek için kullandıkları bir platform olması. Kendi web sitelerine haber girmeden önce bir kaç karakterler Twitter’dan yayınlayabiliyorlar. Bu konuda çok iyi.

Keşke Twitter’ı kuran abilerimiz önceden düşünselermiş, oturup bir liste yapsalarmış da, şirket isimleri ve türevleriyle hesap açmak paralı olsaymış, onlar da daha da zengin olsalarmış. Yaa.

Karışık Masaüstleri

Genel anlamda sadeliği seven bir yapıya sahibim. Fazla karmaşadan hoşlanmam; aradığımı rahatça bulabilmeyi isterim. Ama nedense, bunu hayatımın herhangi bir alanında uygulamıyorum. Tek bir yer dışında; masaüstüm.

Bilgisayarımı açtığım zaman, kullanıcı seçimi ve parola girdisinden sonra karşıma gelen ekranda yaptıklarım sınırlı. Hatta belirli bir düzeni bile var. Önce Firefox sayfası (Gmail, Blogger, Facebook, Oyungezer, Paramarka gibi), arkasından Messenger. Son olarak da az sayıda şarkıdan oluşan müzik klasörü.

Bu kadar az iş yaptığım masaüstüm, düzene hakim olduğum tek alan dedim. Bunun sebebi ise “karmaşadan hoşlanmamak” veya “aradığımı bulamamak” değil. Görsel olarak beni etkilemesi lazım masaüstlerinin. E bu durum kendi masaüstüm üzerinde çok daha kritik bir alan kaplıyor.

Size diyeceğim fazla bir şey yok. Masaüstleri güzeldir, sevin sayın. Hatta geniş ekran masaüstü duvar kağıtlarının olduğu sitelerden varsa önereceğiniz, önerin.

Bu arada, hoşgeldiniz bloguma!

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.